Arapça’yı Nasıl Öğrendim ? (Arapça’ya Yolculuğum)

_MG_4469

Bismillah

Benim Arapça ile muhabbetim 10. sınıftaki Arapça hocamızla başladı. 9. Sınıfta zaten her şeye acemi ve yabancıydık. 10. sınıfta Arapça adına yine bir şey öğrendim diyemem ama dedim ya, bir muhabbet oluştu aramızda hamdolsun. Daha sonra da herkes gibi bir şey bilmeden mezun oldum.

Liseden mezun olduktan sonra Suriye’ye gitmek istedim, ama bu sırada iki senelik bir üniversite kazanmıştım. Hocalarıma danıştığımda, önce okulumu bitirmemi sonra yurtdışına gitmemi söylediler ve ben de öyle yaptım. Fakat artık Suriye’ye gitmek mümkün olmadığı için, Arapça öğrenmek amacıyla 6 ay Mısır’da kalan bir ağabeyin “Seni Mısır’a götüreyim” teklifi ile 2 ay sonra (2012’de) 3 arkadaşımla birlikte ayaklarım Kahire’ye bastı. Ev tutma, eşya bulma, oturma izni gibi yoğun işler sonunda ilk defa 3 gün sonra Cuma namazı için mescide gidebildik. Kahire’deki cemaatle kıldığım ilk namazdan hayli tat almıştım. Çünkü Türkiye’dekinden çok farklıydı. Kıyamda omuzlarım farklı kıyafetli (cellabiye) başka milletten bir insana temas ediyordu. Demek ki ümmet ve cemaat olmak böyle bir şeydi. İlk rükû ve ilk secde de farklıydı Türkiye’den. Rükû ve secdelerde uzun duruyor, her bir secdede 3 değil de 9 kere tesbih ediyorlardı Allah’ı. Camilerde ve kurslarda sizin gibi dil öğrenmek için gelen yabancı öğrencilerle tanışıyordunuz. Türkmen, Çeçen, Tacik, Çinli, Fransız, Rus… Ve onlar biz Türkler gibi şikâyetçi değillerdi. Çünkü kendi ülkelerinde Müslüman isimleri taşımak bile suçtu. Onlar için burası cennetti. Sizinle yaşıt, 2-3 sene önce Müslüman olan gençler vardı. Onlardaki ahlakı ve heyecanı görünce gıpta etmemek mümkün değildi. Günlüğüme şöyle bir not düşmüşüm: “Bir Somalili ile, bir Çinli ile, bir Tacikistanlı ile,  bir Çeçenistanlı ile, bir Türkistanlı ile, bir Özbekistanlı ile, bir Türkmenistanlı ile, bir Arap ile el şıkışıp  “السلام عليكم”  demek.. İşte bu yüzden Türkiye’ye dönesim gelmiyor.”

İnsanlar kendi ülkelerinden geri kalmış bir ülkeye ayak basar basmaz, Çevre Bakanı kesiliyor hemen. Türkiye’yi öve öve bitiremiyor. Bu bakış hem 1-0 yenik başlamak, hem de bir zaman sonra başlayan özlemi daha da arttırmak demek. Daha önce gelen Türk öğrencilerden bir gün sonra geri dönen bile olmuştu. Evimizin hemen karşısında çöplerin atıldığı bir yer vardı (konteyner değil bildiğin yer) ve çöp işçileri de öyle 2-3 günde bir görebildiğin insanlar değildi. Ama ben mutluydum. Elektrik ustası, (sanırım Hristiyan’dı) yeni parlattığımız evimize dışardan geldiği terlikleriyle girip bütün odaları dolaşmıştı ama ben mutluydum. Ev sahibimiz olan tahminen 75-80 yaşlarındaki sürekli ammice konuşan teyzeyi hiç anlamıyordum ama mutluydum. Nasıl mutlu olmayacaktım ki? Minibüs 50 krş, anında hazırlanan bildiğin hakiki limonata 2 liraydı (Türkiye’deki hakiki denilen ve 4 TL’ye satılan limonatanın yüzüne bakmazsın o derece). Herkese 1 lira olan otobüsler için durak kültürü yoktu ve kadınların ve yaşlıların bineceği zaman dışında, asla tam olarak durmazdı. Yavaşlardı, sen koşarak binerdin ve bundan keyif alıyordum. Neredeyse her köşe başında taze sıkılmış meyve suyu dükkanları ve seyyar yemek arabaları ve tabii ki farklı ve bence çok lezzetli yiyecek-içecekler vardı. “Araplar pilavı elle yiyorlar, iğrenç”miş derler. Elle yiyen sadece Araplar değil ki, ne var bunda? Kültür bu. Burger King’de patates kızartmasını elle yiyince “lezzeti öyle çıkıyor” da pilavı niye yiyemiyoruz? Ayrıca siz Arapların ellerine gizlediği o ekmeği görememişsiniz. Hele Arap ekmeğiyle bir yiyin de pilavı öyle konuşalım.

Bütün bunları yaparken gündüzleri “Fajr Center (Merkez Fecr)” dil kursuna gidip kurlara devam ediyor, akşamları da ev arkadaşlarımla mahallemizdeki başka bir dil kursundan özel Nahiv (gramer) dersi alıyorduk. Merkez Fecr Kahire’nin iyi kurslarından biridir. Eğitimi de “Muhadese/Pratik” ağırlıklıdır. Yani sizi konuşturmaya çalışır. Gerçekten de diğer kurslara giden öğrencilere göre bizim kursun öğrencileri daha iyi konuşurdu. İlk 10 kur yoğun nahiv bilgisi vermediği için, biz nahiv dersini özel ders olarak alıyorduk. Ben Arap arkadaş edinemediğim için pratik konusunda Fecr bana yardımcı oldu. Fecr’de ki hocamızın bize verdiği öğütü unutamam: “Bir bebek nasıl öğrenir konuşmayı? Okuyarak mı? Hayır. Dinleyerek ve duyarak öğrenir. Annesi ona ‘Anne, anne’ diyerek ‘anne’ demeyi öğretir. Siz de sürekli dinleyin, çünkü siz şuan bebek gibisiniz.” Ben kursta öğrendiğim bazı kelimeleri unuttum, ama Arapça çizgi filmlerde duyduğum kelimeleri hala unutmadım.

Nahiv dersini bıraktığımız bir sırada haftada 2 gün bir Türk ağabeyimizden Sarf dersi alıyorduk. Sarf dersinde öğrenilen kalıpları bildikten ve mantığını kavradıktan sonra daha kolay oluyor Arapça.

Eğer düzenli çalışırsanız benimki kadar yoğun olmayan bir programla bile yeterli düzeyde Arapça’ya başlamış olursunuz. Sonrası size kalmış. Kursta öğrenilenleri günü gününe tekrar etmek çok önemli. Ertesi günün dersine de önceden bir 10 dakika bakmak âlâ, bunun yanında (başlangıçta) 5 dakika da olsa Arapça bir çizgi film izlemek aliyyülâlâ olur.

Arapça öğrenmek, eğer heyecanınızı ve isteğinizi kaybetmezseniz diğer dilleri öğrenmekten daha kolay. Belli kalıplar var ve fiilleri o kalıplara oturtunca gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Kur’an için böyle geniş ve derin bir dilin seçilmesinin bir anlamı olmalı. Allah demiyor mu Kur’an’da “Kur’an’ı (düşünüp kavrayabilmeniz için) Arapça olarak indirdik, umulur ki akledersiniz” diye.

Burada bir temel eğitim alıp bir Arap ülkesine giderseniz Türkiye’de öğreneceğinizden daha hızlı öğrenebilirsiniz çünkü orada atmosfer Arapça. Hayata başka insanların/Müslümanların arasından bakmış olacak, dışardan eleştirildiği gibi olmadığını göreceksiniz.

Biz oraları düzeltmeye değil ilim almaya gidiyoruz. Gördüğümüz her şeye kafa takarsak 1 ay sonra enerjimiz biter. Hem Türk hem Arap çok güzel insanlarla tanışabilirsiniz. Heyecanınızı kaybettiğiniz zamanlarda okuduğunuz bir ayetin anlamını o an meale bakmadan çözmenin tadı damağınızda kalıyor.

Bazı zamanlar “Dönsem mi acaba?” diye aklınıza geliyor, ama Mısır günlüğümün son sayfasına şöyle yazmışım:

“Gideceğim demek kolay da vakit gelince buruk oluyor insan. Arapça’yı bırakıp gitmeye korkuyor.”

Şunu da söyleyelim; dil bilimcilere göre sağdan sola doğru yazılan diller fıtrata daha uygun ve öğrenmesi daha kolaymış.

Selam ve dua ile…

SERDAR @serdarikerrar

YORUMLAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*